ORMANLAR YANIYOR: BU YIKIMIN NEDENİ DE SORUMLULARI DA BELLİDİR!
Orman yangınları yalnızca ağaçları değil; yaşamı, üretimi ve emeği yok ediyor. Ormanlarımızı ve orman emekçilerinin yaşamını koruyacak bilimsel, kamucu ve emekten yana bir orman politikası istiyoruz.
ORMAN YANGINLARI


ORMANLAR YANIYOR: BU YIKIMIN NEDENİ DE SORUMLULARI DA BELLİDİR!
Ülkenin dört bir yanında aynı anda onlarca yangınla mücadele edildiği bu günlerde, yalnızca ağaçlar kül olmuyor. Ormanlarda yaşayan canlılar, tarım alanları, meralar, arıcılık ve hayvancılık faaliyetleri, su kaynakları, köyler ve emekçilerin geçim olanakları da yok ediliyor.
Yaşananları yalnızca yüksek sıcaklık, kuraklık ve sert rüzgârla açıklamak gerçeğin üzerini örtmektir.
İklim krizi yangınların yayılma hızını ve yıkıcılığını artırmaktadır. Ancak ormanları yangına karşı savunmasız bırakan, önleyici ormancılığı zayıflatan, kamusal hizmetleri tasfiye eden, orman alanlarını sermayenin kullanımına açan ve denetimi ortadan kaldıran politikalardır. Bu tablonun sorumlusu da bu politikaları hayata geçiren kamu otoriteleridir.
Ormanların içinden enerji hatları geçiriliyor; maden, turizm, ulaşım ve yapılaşma projeleriyle ekosistem bütünlüğü parçalanıyor. Bakımı yapılmayan elektrik hatları yangınlara neden olurken, şirketlerin sorumluluğu görmezden geliniyor. Yangınların önemli bir bölümü kayıtlara hâlâ "nedeni bilinmiyor" şeklinde geçiriliyor.
Nedeni ortaya çıkarılmayan, sorumlusu belirlenmeyen ve hesabı sorulmayan her yangın, bir sonraki felaketin önünü açmaktadır.
Orman yangınları yalnızca yanan hektarlarla ölçülemez. Kül olan meralar, zeytinlikler ve arıcılık alanları; geçimini toprağından ve ormandan sağlayan küçük üreticiler ile tarım emekçileri açısından yıllarca sürecek bir yıkım anlamına gelmektedir. Toprağın, suyun ve biyolojik çeşitliliğin zarar görmesi, halkın gıdaya erişimini ve kırsal yaşamın devamlılığını da tehdit etmektedir.
Bu düzenin en ağır yükü ise her yangında alevlerin karşısına çıkarılan orman emekçilerinin omuzlarına bırakılmaktadır.
Yangın riskinin hangi dönemlerde arttığı yıllardır bilinmektedir. Buna rağmen orman işçileri yıl boyunca kadroya alınmamakta, yalnızca yangının yoğunlaştığı birkaç ay için geçici ve güvencesiz biçimde istihdam edilmektedir. Kış aylarında bakım, budama, yangın şeridi açma gibi önleyici çalışmalar için yeterli kadrolu personel bulunmadığından, asıl tedbirin alınması gereken dönem boş geçirilmektedir. Üstelik işçiler sık sık kendi bölgelerinden uzak, hiç tanımadıkları ormanlara yangınla mücadele için gönderilmektedir. Oysa bir ormanı, arazisini, kaçış yollarını, rüzgârın nasıl davrandığını bilmek, işçinin hem yangınla daha etkili mücadele etmesini hem de kendi canını koruyabilmesini sağlar. Bölgeyi tanımayan işçiyi alevlerin ortasına sürmek, orman emekçisinin hayatını bilerek riske atmaktır. İşçiler uzun saatler boyunca dinlenmeden çalıştırılmakta; koruyucu kıyafet, eldiven, araç ve ekipman eksiklikleri giderilmemektedir.
Tek bir yangında kullanım ömrünü tamamlayan eldivenin ikinci, üçüncü yangında yeniden işçiye verilmesi, orman emekçisinin yaşamına biçilen değeri açıkça göstermektedir. Yeterli eğitim, barınma, beslenme, hijyen ve dinlenme olanağı sağlanmadan işçilerin alevlerin içine gönderilmesi görev değil, göz göre göre ölüme sürmektir.
Orman emekçilerinin yaşamını kaybetmesi "kader", bu ölümler de kaçınılmaz değildir. Önlemlerin alınmadığı, iş güvenliğinin maliyet hesabına kurban edildiği her ölüm bir iş cinayetidir.
Orman yangınlarıyla mücadele, yalnızca yangın çıktıktan sonra yürütülen söndürme çalışmalarından ibaret değildir. Yeterli sayıda uçak, helikopter, arazöz, ekipman ve personelin hazır bulundurulması zorunludur. Ancak yangınların önlenmesi, risklerin önceden belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin yıl boyunca alınması da kamusal sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.
Ormanların korunması, yıl boyunca sürdürülecek bilimsel ve kamusal bir planlama gerektirir. Erken uyarı sistemleri geliştirilmeli, riskli alanlarda bakım ve denetimler düzenli yapılmalı, orman köylülerinin bilgi ve deneyimi yeniden sürece katılmalıdır.
Yangınlarda tarım arazisi, mera, zeytinlik ve arı kovanları zarar gören küçük üreticilerin kayıpları gecikmeksizin karşılanmalı, kendilerine yeterli nakdi ve ayni destek sağlanmalıdır. Yanan alanlarda ise bilimsel esaslara ve yöre halkının bilgi birikimine dayanan bir yeniden ağaçlandırma ve ekolojik restorasyon süreci vakit kaybetmeden başlatılmalıdır.
Orman işçileri yıl boyunca kadrolu ve güvenceli çalıştırılmalı; işçi sayısı artırılmalı, nitelikli eğitim ile tüm koruyucu donanımlar eksiksiz sağlanmalıdır. İşçiler, mümkün olduğunca kendi bölgelerindeki ormanlarda görevlendirilmeli; başka bölgelere gönderilecekse dahi yöreyi tanıyan ekiplerle birlikte ve yeterli bilgilendirme yapılarak hareket edilmelidir. Çalışma süreleri insan yaşamını esas alacak biçimde düzenlenmeli; ulaşım, barınma, beslenme ve dinlenme koşulları güvence altına alınmalıdır.
Elektrik iletim ve dağıtım hatlarının bakımını yapmayan şirketlerden hesap sorulmalı; ormanları parçalayan maden, enerji, turizm ve yapılaşma politikalarına son verilmelidir. Yangınların çıkış nedenleri şeffaf biçimde araştırılmalı, sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı; söndürme kapasitesini güçlendirmenin yanı sıra iklim krizini, ormancılığı, tarımsal üretimi, kırsal yaşamı ve orman emekçilerinin güvenliğini birlikte ele alan bilimsel, kamucu ve emekten yana bir orman politikasıdır.
Ormanlarımız şirketlerin kârına, orman emekçilerinin yaşamı ise maliyet hesaplarına bırakılamaz.
Ormanlarımızı, emeğimizi ve yaşamı birlikte savunacağız!
Birleşik Tarım Orman İşçileri Sendikası
(BTO-SEN)






