3 MART İŞ CİNAYETLERİNE KARŞI MÜCADELE GÜNÜ
3 MART İŞ CİNAYETLERİNE KARŞI MÜCADELE GÜNÜ


3 MART İŞ CİNAYETLERİNE KARŞI MÜCADELE GÜNÜ
3 Mart, 1992 yılında Kozlu’da 263 madencinin yaşamını yitirdiği büyük işçi katliamının tarihidir. Ancak Kozlu yalnızca geçmişe ait bir acı değildir. Kozlu, bu ülkede süren çalışma düzeninin adıdır. Çünkü aradan geçen yıllara rağmen emekçiler hâlâ çalışırken ölmektedir. Bu ölümler ne kaderdir ne de kaçınılmazdır.
İSİG Meclisi’nin 2025 yılı iş cinayetleri raporuna göre en az 2105 işçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu sayı yalnızca bir veri değil; çalışma yaşamının nasıl bir güvencesizlik ve sömürü zemini üzerine kurulduğunu göstermektedir. İş cinayetleri üretimin olduğu her yerde yaşanıyor; madenlerden fabrikalara, tarlalardan seralara kadar emekçilerin canı, kâr hırsı uğruna riske atılıyor.
Tarım ve orman alanında tablo daha da ağırdır. Tarlada traktör kazasında, mevsimlik işçi taşımalarında, orman yangınlarında, ağır ve denetimsiz çalışma koşullarında yüzlerce emekçi yaşamını yitirmektedir. Raporda yer alan verilere göre tarım-orman işkolunda 414 emekçi hayatını kaybetmiştir. Bu tablo, toprağın üzerinde üretim yapanların ne kadar korunaksız bırakıldığını göstermektedir. Tarımda kayıtdışılık yaygındır; dayıbaşı sistemi sürmektedir; mevsimlik işçiler sağlıksız barınma koşullarına mahkûm edilmekte, güvencesiz araçlarla taşınmakta ve çoğu zaman sigortasız çalıştırılmaktadır. Orman emekçileri ise ağır risk altında, yetersiz ekipmanla ve uzun çalışma saatleriyle baş başa bırakılmaktadır. Denetim yetersizdir, yaptırımlar caydırıcı değildir ve sorumlular hesap vermemektedir.
Bu düzen çocukları da güvencesizliğin ve sömürünün bir parçası haline getirmektedir. Raporda yer alan verilere göre 94 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Yoksullaştırma politikaları çocukları erken yaşta çalışma hayatına itmekte; MESEM uygulamalarıyla çocuk emeği eğitim adı altında üretime bağlanmaktadır. Çocukların yeri atölyeler, şantiyeler ve tezgâh başları değil; güvenli, bilimsel ve kamusal eğitim ortamlarıdır. Çocuk emeğinin yaygınlaştırılması yalnızca bugünü değil, geleceği de karartmaktadır.
İş cinayetlerinin bu denli yaygınlaşması yalnızca teknik eksikliklerin sonucu değildir. Bu durum, sistemli bir tercihin ürünüdür. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanı kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmış, denetim mekanizmaları etkisizleştirilmiş, çalışma yaşamı esnek ve kuralsız hale getirilmiştir. Taşeronlaştırma, geçici işçilik ve sendikal örgütlenmenin önüne konulan engeller işçileri savunmasız bırakmaktadır. Yasalar kâğıt üzerinde hak tanıyor görünse de uygulamada patronların çıkarları korunmakta, işçilerin yaşamı ikinci plana itilmektedir.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği yalnızca teknik bir mesele değildir. Emekçinin can güvenliği, çalıştığı ortamdan toplumsal koşullara kadar bütünlüklü bir sorundur. Güvencesizlik, denetimsizlik ve cezasızlık üretim alanında nasıl yaygınsa, yaşamın diğer alanlarında da aynı biçimde kendini göstermektedir.
Eğitim emekçisi Fatma Nur Çelik’in görev yaptığı okulda katledilmesi bu bütünsel güvencesizliğin acı bir göstergesidir. Okullar da birer çalışma alanıdır ve öğretmenler de emekçidir. Paralı, bilimsellikten uzaklaştırılmış, şiddetin sıradanlaştırıldığı bir toplumsal iklim içinde emekçiler yalnız bırakılmaktadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği yalnızca baret ve ekipman meselesi değil; emeğin, bilimin ve kamusal sorumluluğun korunması meselesidir. Emekçilerin can güvenliği bir bütündür.
İş cinayetlerinin büyük bölümü önlenebilir niteliktedir. Bilimsel ve teknik önlemler alındığında, etkin denetim ve caydırıcı yaptırımlar uygulandığında, işçilerin söz ve karar hakkı güvence altına alındığında bu ölümler engellenebilir. Ancak insan hayatı maliyet kalemi olarak görülmeye devam ettikçe, denetimsizlik ve yaptırımsızlık sürdükçe bu tablo değişmeyecektir.
3 Mart’ta bir kez daha vurguluyoruz: Emekçilerin yaşamı ucuz değildir. Tarlada, ormanda, fabrikada, okulda ve üretimin her alanında çalışan herkes için güvenli ve güvenceli bir çalışma düzeni mümkündür. İş cinayetlerinin son bulduğu, emeğin değer gördüğü bir düzen için mücadeleyi büyüteceğiz.




